Kendini Bilmek
- 22 Şub
- 3 dakikada okunur
Bu yolda ilerleyebilmek için öncelikle içsel bir özgürlük duygusuna ihtiyaç vardır... Nedir bu içsel özgürlük? İçsel özgürlük nasıl yakalanabilir? İçsel özgürlük gerçek özgürlüktür. İçsel özgürlüğün ilk filizleri ise değişim arzusu içinde yeşerir... Peki değişecek olan şey nedir?...
İç Özgürlük
Krişnamurti, geçen yüzyılın başlarında dünyamızda yeni yeni ortaya çıkmakta olan özgürlük anlayışının ilk kıvılcımlarını çakan büyük bilgelerden biridir. Özellikle Batı dünyasında son yıllarda onun değeri çok daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır.
İlk kitabını henüz daha 15 yaşındayken yazan Krişnamurti'nin insanın değişim zorunluluğu ve iç özgürlük hakkındaki düşünceleri şöyledir;
Krişnamurti diyor ki:
Eğer zihninizin nasıl tepki gösterdiğini bilmiyorsanız, eğer zihniniz kendi etkilerinden habersizse, toplumun ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksiniz demektir. Çünkü zihniniz toplumun parçasıdır ya da toplumun ta kendisidir. Toplumdan ayrı, toplumun dışında; gerçekten size özgü bir 'sen' çoğunlukla varolamamaktadır.
Toplum sürekli bizi etki altında tutmakta, düşüncelerimizi biçimlendirmektedir. Toplumsal modeli fark edip onun boyunduruğundan kendinizi kurtarmadıkça, kendinizi özgür sansanız da, gene de cezaevinde bir tutuklusunuz. Zihninizi yönetmeye, düşüncelerinizi düzeltmeye çalışın. 'Bu doğru, bu yanlış' diye yargılara varmayın. Yalnızca bir sinema filmine bakar gibi, kafanızdan geçenleri izleyin.
Zihniniz insanlığın ta kendisidir. Ve siz bunu anladığınız zaman yüreğiniz sevgiyle karışık bir acıma duygusu ile dolacak ve bu anlayıştan büyük bir aşk doğacaktır. İşte o zaman güzel şeyler gördüğünüzde, güzelliğin ne olduğunu anlayacaksınız.
Kayıtsızlıktan gelen güven
'Bunu ben yaptım', 'Benim idealim çok önemli', 'Bizim grubumuz kazandı' gibi düşünceler insanı gururlandırır. İşte bu 'ben' ya da 'benim' duygusu, toplumsal cezaevinin içinde ortaya çıkan güven duygusu ile eşlik eder. Ancak bu tarzda ortaya çıkan kendine güven duygusu, kendi iç enerjimizden beslenemediği için, her an yıkılmaya ve bozulmaya mahkûmdur.
Üyesi olduğumuz toplumun özel cezaevinin duvarlarını yıkabilirseniz, o zaman içinizi kibirlikten kaynaklanmayan bir güven duygusunun doldurduğunu göreceksiniz. İşte bu kayıtsızlıktan gelen güven duygusudur.
Tanrı'yı da, gerçeği de, cezaevinin içinde bulamazsınız. Ancak hapiste olduğunuzu anlayarak ve cezaevinin duvarlarını yıkarak bu anlayışı başlatabilirsiniz. İşte o anda özgürlüğe doğru atacağınız her adım yeni bir kültür, yeni bir dünya yaratacaktır.
Hapiste olduğunu fark etmeyen biri, hapisten çıkma arzusunu da içinde hissedemez... İnsanlar hızla akan yaşamın yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler...
Özgürlük
Özgürlük, canı ne isterse onu yapıp, dilediği yere gitmek, dilediğini düşünmek midir? Bunları zaten yapıyorsunuz. Bağımsızlık özgür olmak için yeterli midir? Dünyada pek çok bağımsız insan var ama gerçekten özgür olanlar çok az...
Bir şey olmak istediğimiz andan başlayarak özgürlüğümüzü yitiriyoruz. Özgürlük, olduğunuzdan başka bir kimse olmaya çalışarak değil, yapmayı istediğiniz her şeyi yaparak değil; geleneğin gösterdiği yolda giderek, ana-babanızın, öğretmeninizin söylediklerini yaparak değil; ancak bir andan ötekine ne olduğunuzu izleyip anlayarak sağlanabilir.
Görüyorsunuz ya, böyle bir amaç için eğitilmediniz; eğitiminiz sizi şöyle ya da böyle, şu ya da bu yolda önemli bir kimse olmaya heveslendirip kışkırtıyor. Siz önemli bir kimse ya da saygın bir örneğe benzemeye çalıştıkça özgür olamazsınız.
İçinize kulak verin
Hiç şöyle dikkatinizi belirli bir konu üzerinde durdurmadan, hiçbir şey üzerinde yoğunlaştırmadan, gerçekten duru bir zihinle sakin sakin oturduğunuz oldu mu? O zaman her şeyi işitirsiniz, zihniniz dar bir kanalın içine kapatılmamış olur. Bu biçimde dinlerseniz içinizde olağanüstü bir değişim gerçekleşir. Size derinlik ve içgörü kazandırır. Göreceksiniz ki, sizi öylesine etkileyen sözlerin ötesine geçiyorsunuz, sözlerin sözel anlamını aşıyorsunuz.
Gerçek yaşam: Önyargıların, korku ve kör inançların, umutların çelmelemediği; berrak düşünmeye yetenekli bir zihne sahip olmayı gerektiriyor. Sakin sakin, sırtınızı dik tutarak oturun ve şöyle zihninizden geçenleri izleyin, onları denetlemeye çalışmayın. Zihninizin düşünceden ötekine, bir konudan bir başkasına atladığını izleyin. Ve zihniniz kendiliğinden sakinleşince, gönlünüzün şen olmasının nasıl bir şey olduğunu keşfedeceksiniz.
Eğer şu ya da bu tür inançlara sıkı sıkı sarılır, her şeye belirli önyargıların ya da geleneğin açısından bakarsanız, gerçekle hiçbir bağlantı kuramazsınız. Keskin bir dikkatle, açık gözlerle ama hemen yargılamadan, hemen sonuçlara varmadan gözlemlemeyi sürdürürseniz, düşüncelerinizin şaşılacak derecede keskinleştiğini göreceksiniz.
Ön yargılarınızın her şeyi olduğu gibi görmenize engel olmasına izin vermeyin. Yalnızca ağaçları, kuşları, sokakta yürüyen, çalışan, gülümseyen insanları gözlemlemekten, sizde, sizin içinizde büyük bir değişiklik olacaktır.
Sebebi her ne olursa olsun, hayattaki zorlukların ve hayattaki çok çeşitli sıkıntıların moralinizi bozmasına lütfen müsaade etmeyin...
İçinizdeki güce inanın...
Unutmayın ki yalnız değilsiniz ve hiçbir zaman da olmadınız...
O içinizdeki sihirli güç sizi her türlü sıkıntının üzerine çıkartacaktır...
(Not: Bu yazı Ergun Candan’ın, “Ruhsal Güçleri Geliştirme Teknikleri’ isimli kitabından alıntılanmıştır )



